HAVA TAŞIMA SÖZLEŞMELERİNDE TAŞIYANIN BAGAJ TAŞINMASINDAN DOĞAN ZARARDAN SORUMLULUĞU

I. GENEL OLARAK:

Hava yoluyla yapılan taşımacılıkta dünyada her yıl ortalama 40 milyon bagaj kaybolmakta ve bundan daha fazla sayıda bagaj hasara uğramaktadır. Bu durumla karşılaşan yolcuların taşıyana karşı ileri sürebileceği haklar uluslararası sözleşmelerle ve kanunlarla güvence altına alınmıştır.

Bu makalede hava taşıma sözleşmesinde, taşıyanın sorumluluğunun kapsamı ve yolcunun

bu kapsamda hangi hakları, hangi yollarla ileri sürebileceği değerlendirilecektir.

Öncelikle hava taşıma sözleşmesi, taşıyanın hava yoluyla yolcu, bagaj veya eşyayı

taşımayı diğer taraf olan yolcu veya gönderenin de bunun karşılında belli bir ücret

ödemeyi vaat ettiği, iki tarafa borç yükleyen, kendine özgü (sui generis) bir sözleşmedir.

Taşıyanın hava taşıma sözleşmesi kapsamındaki bagaj taşımadan sorumluluğu,

uluslararası sözleşmelerde Montreal Konvansiyonu’nda ve V arşova/Lahey Sözleşmeleri’nde m. 18’de, Türk Sivil Havacılık Kanunu’nda ise m. 121’de düzenlenmiştir. Bu maddelerde taşıyanın bagaja ilişkin sorumluluğu emredici hükümlerle düzenlendiği için taşıyan taraf hava taşıma sözleşmesine sorumluluğunu kaldırıcı yahut sınırlandırıcı bir hüküm koysa dahi sorumluluktan kurtulması mümkün değildir. Ancak Türk Sivil Havacılık Kanunu m. 123 ve Montreal Konvansiyonu m. 20 uyarınca taşıyan, bagajın kaybolmasını veya hasara uğramasını önlemek için gerekli tüm önlemleri almış veya önlem alma olasılığı bulunmuyorsa sorumluluktan kurtulabilir.

II. BAGAJIN KAYBOLMASI VEYA ZARARA UĞRAMASINDAN TAŞIYANIN SORUMLULUĞUNUN ŞARTLARI:

A. BAGAJ KAYITLI OLMALIDIR:

Türk Sivil Havacılık Kanunu m. 121 uyarınca, “Tescil ettirilmiş bagaj veya yükün kaybı veya zarara uğraması halinde, zarara sebebiyet veren olay, havayolu ile taşıma sırasında meydana gelmiş ise zarardan taşıyıcı sorumludur.” Buna göre yolcunun taşıyanın sorumluluğu yoluna gidebilmesi için ilk şart, bagajın kayıtlı olmasıdır.

B. TAŞIYAN BAGAJIN GÖZETİM YÜKÜMLÜLÜĞÜNÜ İHLAL ETMELİDİR:

Taşıyanın bagajı gözetim yükümlülüğü, bagajı teslim aldığı andan itibaren meydana gelecek her türlü zarardan ve yok olmaktan korumakla sorumlu olmasıdır. Bu yükümlülük, bagajın gideceği yere sağlam şekilde intikali ve yolculuk süresince iyi durumda taşınması için taşıyandan ve çalışanlarından beklenen tüm özenin gösterilmesidir. Gözetim yükümlülüğü taşıyanın çalışanlarının varış yerinde bagajı alıcıya teslimiyle sona erer.

C. BAGAJIN KAYBOLMASI VEYA HASARA UĞRAMASI ZARAR DOĞURMUŞ OLMALIDIR:

Türk Sivil Havacılık Kanunu’na göre bagajın zarara uğraması, bagajın veya içindeki eşyanın hasar görmesi iken kaybolması ise bagajın varış tarihinden itibaren yedi günlük süre içinde yolcuya teslim edilememesidir.

III. BAGAJIN KAYBOLMASI VEYA ZARARA UĞRAMASINDAN KAYNAKLANAN TAZMİNAT DAVASI:

A. TAZMİNAT DAVASINDA GÖREVLİ VE YETKİLİ MAHKEME:

Yargıtay, sivil havacılıktan kaynaklı uyuşmazlıklarda sözleşme veya taşıma işlemi ticari niteliği haizse görevli mahkeme olarak asliye ticaret mahkemesini kabul etmekte iken mesleki veya ticari gayesi bulunmayan yolcuların akdettiği hava taşıma sözleşmeleri tüketici işlemi kabul edilerek tüketici mahkemesinin görevli sayıldığı kararlar vermektedir. Örneğin: Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 10/10/2016 tarihli, 2016/7308 E. ve 2016/7949 K. Sayılı İlamı:

“Somut olayda, davacıların davalı havayolu şirketinden mesleki veya ticari amaçla aldığı bir hizmet bulunmadığı, bu nedenle davacıların tüketici oldukları, bu suretle işbu dava konusu uyuşmazlığa bakmaya tüketici mahkemelerinin görevli olduğu düşünülerek bir karar verilmesi gerekirken; mahkemece verilen görevsizlik kararında görevli mahkemenin tespitinde hataya düşülerek İstanbul Asliye Hukuk Mahkemeleri’nin görevli olduğu şeklinde karar verilmesi yerinde görülmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.”

Yetkili mahkeme ise, Varşova Lahey Konvansiyonu ile Montreal Konvansiyonu’na göre belirlenmektedir. Buna göre yetkili mahkeme hususunda yolcunun seçim hakkı bulunmakta olup: taşıyanın ikametgah mahkemesi, taşıyanın şirket merkezi olan yer mahkemesi, taşıma sözleşmesinin imzalandığı iş yeri mahkemesi, taşıma sözleşmesinde varış yeri olarak belirtilen yer mahkemesi ve yolcunun esas ve daimi ikametgah mahkemesi yetkilidir.

B. BAGAJIN KAYBOLMASI VEYA HASARA UĞRAMASINDAN KAYNAKLANAN TAZMİNAT DAVASI AÇMA SÜRESİ:

Montreal Konvansiyonu m. 35 uyarınca, hava aracının varış yerinde ulaşmasından yahut ulaşması gerekli tarihten ya da taşımanın kesildiği, durdurulduğu tarihten itibaren 2 yıl içinde tazminat davası açılması şarttır.
Yargıtay’ın yerleşik içtihadı bu sürenin hak düşürücü süre vasfını haiz olduğu yönündedir.

C. ÖZEL DAVA ŞARTI:

Türk Sivil Havacılık Kanunu m.128/2 uyarınca: “Hasar halinde, teslim almaya yetkili kişi tarafından hasarın öğrenilmesinde derhal ve teslimlerinden itibaren yolcu bagajı için en geç yedi gün içinde ve yük için en geç ondört gün içinde taşıyana ihbarda bulunulması gerekir. Gecikme halinde ihbar, bagajın veya yükün tesliminden itibaren en geç yirmibir gün içinde yapılmalıdır. İhbarın yazılı olarak veya durumun taşıma belgesinin üstünde gösterilmesi sureti ile yapılması gerekir.” Yolcunun bu sürelere uymaması halinde taşıyan aleyhine dava açması mümkün değildir.

IV. SONUÇ:

Montreal Konvansiyonu, Varşova Konvansiyonu, Lahey Konvansiyonu ve Türk Sivil Havacılık Kanunu mucibince hava taşıma sözleşmelerinde taşıyanın bagajın teslim alınmasından varış yerinde yolcuya teslimine dek gözetim yükümlülüğü bulunmaktadır ve bu yükümlülüğün ihlali taşıyanın tazminat sorumluluğunu doğurur.

Bu husustaki mevzuatın dağınık oluşu, özel ispat kuralları ve dava şartları öngörülmüş olması sebebiyle ilgililerin hak kaybına uğramamak için davayı bir avukat aracılığıyla açması ve takip etmesi önemlidir.


                                                                                                                                                                                                                                  Avukat Uğur BÜYÜKBUNAR

SOKAK KÖPEĞİ SALDIRISI SONUCU MEYDANA GELEN ZARARLARDAN İDARENİN SORUMLULUĞU

I. GİRİŞ:

Türkiye’de kayıtlı sokak köpeği sayısı 1 milyon dahi değilken kayıtlı olmayan sokak köpeklerinin sayısının 10 milyonun üzerinde olduğu uzmanlar tarafından ifade edilmektedir. Bu hayvanların gerçekleştirdiği saldırılarda birçok vatandaş yaralanmakta, fiziksel yaralanmanın yanı sıra saldırıya uğrayan kişilerde travma sonrası stres bozukluğu gibi psikolojik rahatsızlıklar ve kuduz gibi bulaşıcı hastalıklar görülebilmektedir.

Peki, saldırıya uğrayan vatandaşların uğradıkları maddi ve manevi zararın giderilmesi için nasıl bir yol izlemesi gerekir?

II. SOKAK KÖPEKLERİNE İLİŞKİN MEVZUAT:

5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu m. 3’te “Sahipsiz hayvan: Barınacak yeri olmayan veya sahibinin ya da koruyucusunun ev ve arazisinin sınırları dışında
bulunan ve herhangi bir sahip veya koruyucunun kontrolü ya da doğrudan denetimi altında bulunmayan evcil hayvanlardır.” denilmekle sokak köpekleri sahipsiz hayvan olarak tanımlanmış, aynı kanun m. 4’te ise, “Yerel yönetimlerin, gönüllü kuruluşlarla işbirliği içerisinde, sahipsiz ve güçten düşmüş hayvanların korunması için hayvan bakımevleri ve hastaneler kurarak onların bakımlarını ve tedavilerini sağlamaları ve eğitim çalışmaları yapmaları esastır.” denilerek sokak köpeklerinin bakımlarının yerel yönetimlerin sorumluluğunda olduğu vurgulanmıştır. İlgili kanun m. 6, “Sahipsiz hayvanların korunması, bakılması ve gözetimi için yürürlükteki mevzuat hükümleri çerçevesinde, yerel yönetimler yetki ve sorumluluklarına ilişkin düzenlemeler ile çevreye olabilecek olumsuz etkilerini gidermeye yönelik tedbirler, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı ile eşgüdüm sağlanarak, diğer ilgili kuruluşların da görüşü alınmak suretiyle Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir. Sahipsiz veya güçten düşmüş hayvanların en hızlı şekilde yerel yönetimlerce kurulan veya izin verilen hayvan bakımevlerine götürülmesi zorunludur. Bu hayvanların öncelikle söz konusu merkezlerde oluşturulacak müşahede yerlerinde tutulması sağlanır. Müşahede yerlerinde kısırlaştırılan, aşılanan ve rehabilite edilen hayvanların kaydedildikten sonra öncelikle alındıkları ortama bırakılmaları esastır.”

Görüldüğü üzere hayvanlara ilişkin başat mevzuat olan Hayvanları Koruma Kanunu, sokak hayvanlarının bakım ve gözetiminden belediye, muhtarlık, il özel idaresi gibi yerel yönetimleri sorumlu tutmuştur. Ayrıca büyükşehir belediyesinin görev ve yetkilerini düzenleyen 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu ve belediyelerin görev ve yetkilerini düzenleyen 5393 sayılı Belediye Kanunu, hayvan barınakları kurmanın belediye sorumluluğunda olduğu yönünde hükümleri haizdir.

III. GÜNCEL İÇTİHAT:
Danıştay 8. Daire, 2020/7528 E, 2021/1532 K. Danıştay 8. Dairesi, meri mevzuat uyarınca sokak köpeklerinin korunması, bakım ve gözetimi, saldırgan olanların eğitilmesi ve hayvan bakımevlerinin kurulması gibi birtakım görev ve sorumlulukların valiliklere, büyükşehir ve ilçe belediyelerine ait olduğunu tespit etmiştir. Bu sorumluluk sadece bakımevi kurulmasıyla ortadan kalkmaz, kurulan bir kamu hizmeti varsa bu hizmetin işleyişini sürekli olarak kontrol etmek ve hizmetin yürütülmesi sırasında gerekli önlemleri almakla da idare yükümlüdür. İdare kanunla kendisine verilen bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi suretiyle hizmetin kötü veya geç işlemesi ya da gereği gibi işlememesi sonucunda bir zarara sebebiyet vermişse, idare hizmet kusuru sebebiyle maddi ve manevi tazminatla sorumludur.

IV. İDAREDEN TAZMİNAT İSTEMİNDE BULUNULMASI:

İdarenin tazminat sorumluluğu söz konusu olduğundan sokak köpeği saldırısına uğrayan kişi, İdari Yargılama Usulü Kanunu uyarınca, saldırıya uğradığı yer belediyesine, saldırıya uğradığı tarihten itibaren bir yıl ve her halde saldırı tarihinden itibaren beş yıl içinde zararının giderilmesi için başvurmalıdır. Belediye tarafından zararın giderilmesi başvurusu reddedilen veya otuz gün içinde cevaplanmayan kişi ret kararının tebliğini izleyen günden yahut otuz günlük sürenin bittiği tarihten itibaren idare mahkemesinde tam yargı davası açabilir.

IV. SONUÇ:

Yerel yönetimlere ilişkin mevzuat ve Hayvanları Koruma Kanunu birlikte değerlendirildiğinde sokak köpeği saldırısından dolayı idarenin sorumluluğu yoluna gidilebileceği açıkça görülmektedir. Ancak bu hususta önce idareye başvuru şartı getirilmiş olması, idari yargılamanın farklı bir usul kanununa tabi olması, davada kullanılabilecek delillerin kanunda sınırlı olarak sayılması gibi sebeplerle saldırıya uğrayan kimseler teknik konularda hata yaparak hak kaybına uğramaktadır. Bu durumla karşılaşmamak için bir avukattan yardım alınması gerekmektedir.

Avukat Uğur BÜYÜKBUNAR